Tuzbaba, Kaçış

Tuzbaba, Kaçış

Evet yine anılar; faşizm kara bulut gibi kaplıyor İstanbul’un üstünü. İstanbul’un üstünü hep bir şeyler kaplıyor; daha öncesi terördü, en genel anlamıyla solcuları hedef alan bir terör. Eh, belki ironik ama kapitalizmin de merkezi İstanbul! Adres meselesi gündeme geliyor, polise bildirmek zorundasınız; ne yapmıştık, özgürlük demiştik, eşitlik demiştik, hak hukuk demiştik, bir kez bile elime almamıştım silâh denen şeyi, yine de kaçtık. İşte, baba evinden uzakta ama Boğaz’ın tam kıyısı Beşiktaşlı yıllar; yâni ilk oturduğum Boğaz semti. (Bir de birkaç ay, bazen Kanlıca’da bazen Erenköyü’nde eş dost evinde kalmalar; saklanmalar da denebilir!) Hemen 12 Eylül 1980 sonrası bu yer değiştirme ancak bir buçuk yıl oturabiliyorum; ne garip şimdi gittiğimde anıların saldırısıyla acı çektiğim Bakırköy'ü o zamanlar özlüyordum. Her şeye karşın evime dönüyorum, üstelik Boğaz’dan. Parasızlık bunun baş nedeni.

 Semtin ünlü Tuzbaba Camisi’ne bitişik evdeyim, yokuşu çıkarken camiyi geçtikten sonra; o ev hâlâ orada. Beşiktaşlı yıllar bana bir çocuk veriyor, o evde baba oluyorum; babamın üç oğlu vardı, benim bir tane, onu büyükbaba yapıyorum. Babama hiç “seni seviyorum” diyemedim, dünyada en çok sevdiklerimden (bir başkası annem) ama ona bir torun verdim (anneme de tabiî ki). Devrim ütopyası hapisanelere, işkencelere, ölümlere çoktan dönüşmüştü. O yıllara çok girmek istemiyorum ancak insan içinde yaşadığı acı gerçeklerden kaçabilir mi? Yaşadıklarımın çok önemi yok, ya kuşağımın yaşadıkları! İstanbul’a gurbetten gelmiş o “şarabî eşkiyalar”, masum çocuklar! İşkence görenler! Öldürülenler! Asılanlar! Hukuksuzluğun kol gezdiği yıllar! Faşizmde hukuk olmaz kuşkusuz! Kimse hesap sormadı, kimse hesabını vermedi! Ya kirlenen, yağmalanan İstanbul! Kirlenmekte, yağmalanmakta olan İstanbul!

(İstanbul'da Mavi Bir Tereddüt, Literatür yay., 2013, s.79-80)



Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş